2. TARIM ALANINDA ÖZELLEŞTİRMELER

2. TARIM ALANINDA ÖZELLEŞTİRMELER

2. TARIM ALANINDA ÖZELLEŞTİRMELER

Gelişmiş ülkelerin serbest piyasa eksenli yeni bir dünya düzeni kurabilmek için gündeme getirdikleri ve kamunun tümüyle tasfiyesini öngören özelleştirme süreci; öncelikle kamu işletmelerinin, sonra kamu bankalarının, sonra kamu hizmet alanlarının özelleştirmeye açılması ve sosyal nitelikli kamu harcamalarının ciddi bir biçimde kısılması sırasına göre uygulanmaktadır.

Özelleştirme ile (Devletin küçültülmesi) hedeflenenler;

- Devletin üretimden çekilmesi ( KİT ‘lerin tasfiye edilmesi )

-Bütçe harcamalarının ve vergi gelirlerinin daraltılması ( Sosyal devletin tasfiyesi)

-Uluslararası mal, hizmet ve sermaye akışının önündeki (Devletin uyguladığı) engellerin kaldırılması şeklindedir.

Özelleştirme ekonomik açıdan “ Kamu mülkiyetinin özelleştirilmesi”,  Hukuk açısından ise “Sorumluluğun ve yönetimin özelleştirilmesi” şeklinde işlemektedir.

Özelleştirme süreci KİT’lerle sınırlı değildir. Toprak, Su, Altyapı hizmetleri de özelleştirme sürecine girmiş bulunmaktadır. Toprak ve suyun kullanılmasında özel sektörün devreye girmesi ve hatta toprak ve suyun mülkiyet olarak devri gündeme gelmektedir.

Burada bir noktanın altını çizmekte yarar var. Tarım ve tarım dışı alanlarda 1985–2000 yılları arasındaki yapılan özelleştirmelerde, özelleştirme gelirleri 9,5 milyar, özelleştirmenin uygulanması çerçevesinde yapılan harcama ise 9,2 milyar dolar olmuştur. Kamu alanında gelir elde etmek için yapılan girişimlerin basit bilânçosu budur. Kamuda asıl gelirin kamu giderlerinin azaltılması ile meydana geleceği düşünülmektedir.

Yasama yetkisi TBMM ne, Yürütme yetkisi Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu’na bırakılmış iken, 4046 sayılı yasa ile Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararlarının Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulunun onayından geçmemesinin temin edilmesi belki özelleştirmenin hızlandırılması için atılmış bir adım olabilir. Ancak bu durumun ülke için sakıncalı sonuçların meydana gelmesine sebebiyet vermesi ihtimali göz ardı edilmemelidir.

Aralık 1999 dan beri IMF/ DB destekli politikalar ile kamu kesimince götürülen hizmetler, siyaset ve bürokrasinin gözetiminden uzaklaştırılan kurullara bırakılmaktadır. Mesela “Tarımda Yeniden Yapılanma ve Destekleme Kurulu”, “Tütün Maddeleri ve Alkollü İçecekler Düzenleme Kurulu”, “Şeker Kurulu” gibi. Bu kurulların çalışması ile devlet eliyle üretilen mal ve hizmetlerden kamu’nun çekilmesi ve özel sektörün bu sahalara girmesi hızlandırılmıştır.

Özelleştirme çalışmaları 1980 sonrasında başlamıştır. 1985 yılında amaçların, önceliklerin, kapsamın ve termin planın belirlendiği bir stratejinin oluşturulması için açılan uluslararası ihalede Morgon Guaranty Turust Company of New York Firması, Türkiye Sınaî Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım ve Kredi Bankası, Yatırım Finansman A.Ş. ve Price Waterhouse/Muhaş A.Ş. nin birlikte hazırladıkları,

Özelleştirme ana planına göre;

Birinci Derecede Öncelikle Özelleştirilecek KİT’ ler: TURBAN, THY, USAŞ, ÇİTOSAN, YEMSAN, TPAO, TİGEM

İkinci Derecede/ sırada Özelleştirilecek KİT’ ler: Sümerbank, TSEK, PTT, TEK, EBK, TKİ, MKEK, Türkiye Gemi Sanayi, ÇAYKUR, SEKA, PEKTİM, TÜGSAŞ, TDÇİ, TTK, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.(TŞFAŞ), Ağır Sanayi ve Otomotiv Kurumu

Üçüncü Derecede/ sırada Özelleştirilecek KİT’ ler: DMO, TCDD, DHMİ, TMO, TZDK, TÜSAŞ, Türkiye Denizcilik İşletmeleridir.

 

Özelleştirmeler;

-Halka arz,  

-Halka arz içeren blok satış veya direkt blok satış,  

-Yarım kalmış tesislerin satışı şeklinde yapılmaktadır.

 

2.1.Tarımda Özelleştirilen/ Özelleştirme Kapsamına Alınan Kuruluşlar

2.1.1. SEK (Süt Endüstrisi Kurumu), EBK (Et-Balık Kurumu), Yem-San (Yem Sanayi Kurumu) : SEK, EBK, YEMSAN’ a ait kamu kuruluşları arsa değerinin de altında bir fiyatla özelleştirilerek elden çıkarılmıştır.

 

2.1.2.Türkiye Zirai Donatım Kurumu: 11 Mart 1988 tarih ve 98/25 sayılı ÖYK kararı ile TZDK da özelleştirme kapsamına alınmıştır. TZDK’ nin özelleştirilmesinin amacı gübre pazarlamasındaki rolünün bertaraf edilmesidir. 1983 yılında TZDK bu pazarın %95’ini elinde bulundururken, bu oran 1987’de %25’e, 1990’da %17’ye 1992’de %15’e 1995’de %1’e düşmüştür.

Traktör ve Tarım Aletleri makineleri imalatı yapan TZDK kurumuna ait fabrikalarda kapatılmıştır. Erzurum’daki tarım alet ve makine işletmesi ÖYK’(Özelleştirme Yüksek Kurulu) nun 06.03.2000 tarih ve 2000/19 sayılı kararı ile sağlık bakanlığına tahsis edilerek maliye hazinesine devredilmiştir.

Şanlıurfa’daki Tarım alet ve makineleri işletmesi ÖYK’nın 30.10.2000 tarih ve 2000/77 sayılı kararı ile Harran Üniversitesine devredilmiştir. Adapazarı Traktör İşletmesi ve Tarım Makineleri İşletmesi özelleştirme gayesi ile satışa çıkarılmıştır. Manisa Wp kükürt işletmesi 02.02.2000 tarih 2000/ÖİB 303 sayılı idare kararı ile Kimyagerler Ziraat Aletleri A.Ş.’ye satılmıştır.

 

2.1.3. TÜGSAŞ-İGSAŞ: 18 Ağustos 1998 tarih 98/58 sayılı ÖYK kararı ile TÜGSAŞ (Türkiye Gübre Sanayi) ve İGSAŞ (İstanbul Gübre Sanayi) özelleştirme kapsamına alınarak fabrikaları kapatılmış ve özel sektörünün eline geçen gübre üretim ve dağıtımı sebebiyle fiyat istikrarı bozulmuştur. Çiftçi maalesef ucuz gübre kullanamaz duruma gelmiştir.

1996–2000 yılları arasında gübreye %50 sübvansiyon uygulanmış. Bu sübvansiyonlar önceleri çiftçilere, sonraları üretim ve dağıtım yapan kuruluşlara ödenmiş, 2001 yılında Doğrudan Gelir Desteği (DGD) projesine geçilmesi ile bu sübvansiyonlara son verilmiştir.

 

2.1.4.Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM): TİGEM (Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü)’e ait 38 ait işletmenin 3.819.000 dekar arazi varlığı bulunmaktadır. TİGEM Hububat ve yağlı tohum bitkilerinin tohumlarının üretiminde %90 pazar payına sahip olan bir kuruluştur.

Çok kârlı olan bu sektör, çok uluslu şirketlerin yerli ortakları aracılığıyla özelleştirilmesi için hızlı bir çaba içine girilmiş ve bu kuruluşa ait işletmeler “Kiralama” adı altında özel sektöre açılmıştır.

Yüksek Planlama Kurulunun 24.12.1999 tarihli kararı (“Kuruluş amacı dışında faaliyetlerden kaçınılması, ilgili üretim konularında monopolleşmeye gidilmemesi, tesis ve aynı sermaye olarak konulmaksızın kira bedeli karşılığı % 15–50 arası hisseyle özel sektörün ortak olabilecekleri”) doğrultusunda, 04.05.2000 tarihinde 10 işletmenin anonim şirket şeklinde iştiraklere dönüştürüldüğünü Tarım ve Köyişleri Bakanı Sayın Prof. Dr. H.Y.GÖKALP açıklamıştır.  Bilahare 10 işletme daha kiralama işlemi için sıraya alınmıştır.

Yabancı sermaye teklif vermemiş, fakat yerli-yabancı ortaklığı sermaye sahibi olanlar teklif vermişlerdir. Devlet üretme çiftliklerinin verimli ve kaliteli bir şekilde yönetilmemesinin çözümü olarak, üretimin ve örgütlenmenin yeniden yapılandırılması yoluna gidilmemiş, sat kurtul -ver kurtul düşüncesiyle hareket edilmiştir.

 

2.1.5.Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) : 24.06.1938 gün 3491 sayılı yasa ile kurulmuş TMO’ si genellikle yüksek fiyatla piyasadan çiftçinin ürettiği buğday ve diğer tarım ürünlerini satın alarak, depolamış ve piyasaya arz etmiştir. Çoğu kez satış fiyatı alış fiyatından düşük tutularak piyasada düzenleyici ve çiftçiyi destekleyici rol oynamıştır. Ortaya çıkan zarar “görev zararı” olarak kamu kaynaklarından karşılanmıştır.

Tarım reformu uygulamaları ile destekleme alımı yapılan ürün sayısı azaltılmış, yüksek üretici fiyatları yerine dünya fiyatlarına geçilmiştir. Alım ödemeleri taban fiyat ve üretici pirimi olarak ikiye ayrılarak takside bağlanmıştır. Fiyat belirlemede ürün borsası sistemine geçilmiştir.

Ziraat Bankası ve Merkez Bankasından alınan krediler azaltılarak, yabancı bankalardan yüksek faizle borç almak durumunda bırakılan TMO’ya ait depolar umumi mağazacılık adı altında üretici ve ağırlıklı olarak tüccar/özel sektöre açılmıştır. Kurum personelinin %80’i sözleşmeli veya kadro karşılığı sözleşmeli personel statüsüne geçilmiştir.

IMF ’ye 9 Aralık 1999 günü verilen iyi niyet mektubunda buğday ve diğer tarım ürünlerinin desteklenmesinden büyük ölçüde vazgeçileceği taahhüdünde bulunulmuştur.  Bununla beraber TMO stratejik ürün-hububat alımına halen devam etmektedir. Son aşama ürün fiyatlarının tarım ürünleri borsalarında serbestçe belirlenmesi olacaktır.

 

2.1.6.Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve Alkol İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TEKEL): 18 Aralık 2000 tarihli ek niyet mektubundaki taahhütler çerçevesinde, Özelleştirme Yüksek Kurulunun 05.02.2001 tarihli kararı ile TEKEL özelleştirme kapsamı içine alınmış ve işlemlerin 3 yıl içerisinde tamamlanması öngörülmüştür.

TEKEL’ in yeniden yapılandırılması ile “Tütün ve Tütün Mamullerinin üretimine, iç ve dış alım ve satımına, 233 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına ve 4046 sayılı kanuna ek madde eklenmesine dair kanun tasarısı (tütün yasası) Cumhurbaşkanının vetosuna rağmen kanunlaşmıştır.

 

2.1.7.ÇAYKUR: Çay üretimi ülkemizde 1924 yılında Zihni DERİN’ in çalışmalarıyla başlamıştır. 1940’da çay kanunu çıkarılmıştır. Çay üretimi, dağıtımı ve üretici problemlerin çözümü için kurulmuş olan Çaykur teşkilatı özelleştirilerek çayın alımı ve işlenmesi özel sektöre bırakılmıştır. Doğru olanı da budur.

 

2.1.8. Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri (TKK) : 15.08.1988’de kurulan Ziraat Bankası kamu bankası olarak görev yapmıştır. Ziraat Bankası “Tarımda işsiz nüfus kalmaması, çiftçilerin kalkınmasının sağlanması, köylülerin toprağına ve köyüne bağlanması ve kurulacak kuruluşlara iştirak etme ve ayrıca her türlü bankacılık faaliyetlerinde bulunabilme görev ve yetkisi” ile kurulmuştur. Bu maksatla Zirai Krediler, Özel Nitelikli Tarımsal krediler,  Kooperatifler, Proje Değerlendirme İştirakler ve GAP Kredileri gibi çalışmalarda bulunmuştur.

Ülkemizde tarım sektörünün kredi ihtiyacını karşılamak için kurulan Ziraat Bankası, işlevi dışında kullanılmış, trilyonlarca görev zararı adı altında zarara uğratılmıştır. 15.11.2000 tarih ve 4603 sayılı yasa ile özelleştirme kapsamına alınmıştır.

1935 yılında kurulan Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu ile faaliyete başlayan Tarım Kredi Kooperatifleri Ziraat Bankası kaynaklarını kullanarak çiftçilerin ayni (tohum, gübre, zirai mücadele ilaçları, traktör, tarım alet ve makineleri ve hayvan vb.) ve nakdi kredi kullanmalarına yardımcı olmuştur. TKK ‘eri her il, ilçe, nahiyede örgütlenmiş olduğu için çiftçiye kolay ulaşabilmişlerdir. Ziraat Bankasının özelleşmesiyle plasmanları kesilecek olan TKK’leri işlevsiz hale gelecektir.

 

2.1.9. Tarım Satış Kooperatifleri (TŞKB) : Yapılan özelleştirme çalışmaları sonrasında şeker kanunu ile pancar kooperatifi üyeleri, Ziraat Bankasının özelleştirilmesiyle Tarım Kredi Kooperatifi üyeleri kendiliğinden tasfiye edilmiş olacaklardır. Köy kooperatifleri örgütlü çalışmalar olmayıp, münferittir. Bu sahada asıl amaç 16 adet tarım satış kooperatifinin tasfiyesidir. 16 adet Tarım Satış Kooperatifi Birliğine bağlı 310 adet kooperatif bulunmaktadır. Bu birliklerde 15.000 kişi ücretli olarak çalışmaktadır. Bu sahanın özelleştirilmesi 3–4 milyon kişiyi etkileyebilecek bir özelliktedir.

01.06.2000 tarihli resmi gazetede yayımlanan 4572 sayılı yasa ile Kooperatif ve birliklere devlet veya diğer kamu tüzel kişiliklerinden herhangi bir mali destek sağlanamaz denilmektedir. Bu yasa ile Tarım Satış Kooperatifi birliklerinin, hacze karşı mal varlıklarının korunması hükmü ilga edilmiştir. Bu kooperatiflere ait ileri sanayi işleme tesisleri A.Ş. haline getirilmiştir.

Bu birliklerin (Tariş, Pankobirlik, Fiskobirlik, Çukobirlik, Trakya birlik, Marmara birlik, Güneydoğu Birlik, Karadeniz Birlik, Gül birlik, Kaysı birlik, Tiftik birlik) tasfiyesi ile üretim ve sınaî işleme çalışmaları çiftçi örgütlenmelerinin dışına çıkacak ve özel sektörün bu sahalara daha fazla yatırım yapmasına imkân verecektir.

 

2.1.10. Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TŞFAŞ) : Türkiye’de şeker fabrikaları evveliyatta özel sektör tarafından kurulmuştur. Fakat işletmecilik faaliyetleri yeterli olmayınca, bu fabrikalar 1935 yılında Türkiye şeker fabrikaları A.Ş. adı altında devletleştirilerek işletmeye alınmıştır. Şeker pancarı, şeker üretimi yanında hayvancılık sektörü için ve alkol üretimi içinde önemli bir endüstri bitkisidir.

IMF’ye verilen 22 Haziran 2000 tarihli niyet mektubunda şeker sektörünün özelleştirme kapsamına alınacağı belirtilmiştir. Nihayet 4 Nisan 2001’de TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe giren Şeker Kanunu ile önemli düzenlemeler getirilmiş, “Şeker Kurulu” adı altında bir kurul oluşturulması yoluna gidilmiştir. 

Buna göre;

-TŞFAŞ’ye bağlı 25’inin sermayesinin tamamı devlete ait olan 27 adet şeker fabrikasının, 4 adet alkol fabrikasının, 6 adet makine fabrikasının, 1 adet tohum işleme fabrikasının, 2 adet tarımsal işleme fabrikasının, 1 adet araştırma enstitüsünün yani entegre bir sistemin tasfiye edilerek özelleştirilmesine zemin hazırlanması.

-Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile TŞFAŞ’nin yerine geçecek şekilde, kamu tüzel kişiliğine sahip bir şeker kurumunun oluşturulmasına ve bu kurum bünyesinde bir şeker kurulu ile hizmet birimlerinin oluşturulması,

            -Kurumu yönetecek olan şeker kurulunun üyeleri Bakanlar Kurulunca atanacak, ancak özel şeker fabrikalarının (Sakaroz ve Nişasta Bazlı Şeker üreticilerini ayrı-ayrı temsil etmek üzere) temsilcilerini de içerecek şekilde 7 ayrı üyeden oluşmasına karar verilmiştir.

            -Ülkede şeker pancarı üretimine, şeker üretimine ve pazara verilecek şeker miktarına kurulca karar verilecektir. Nişasta bazlı şekerler (NBŞ) için kota getirilmesi konusunda bakanlar kuruluna yetki verilmiştir. Bu kota şeker üretimin %10’u kadardır. Toplam kotanın şirketlere dağıtımında kurulun yetkili olmasına. (2001 yılı sonu itibariyle nişasta bazlı şekerlerin Pazar payı 350.000 ton/yıl’a yükselmiştir.)

-Şeker pancarı fiyatı 2001 yılında (Hedeflenen enflasyon oranında) Bakanlar Kuruluna bırakıldıktan sonra, izleyen yıllarda bu fiyatın şeker fabrikaları işleticileri ile şeker pancarı üreticileri arasında varılacak mutabakata bırakılması.

-Şeker satış fiyatlarının, şeker fabrikalarını işleten gerçek ve tüzel kişiler tarafından serbestçe belirlenmesi... gibi düzenlemeler getirilmiştir.

Şeker pancarı ülkemiz için önemlidir;

Şeker pancarı Ege, Akdeniz, Doğu ve Batı Karadeniz ile Güneydoğu Anadolu hariç diğer bölgelerimizdeki 500.000 küçük çiftçi ailesince tarımı yapılan bir bitkidir. Ülkemizde 27 adet şeker fabrikasının şeker üretim kapasitesi 2,4 milyon ton/yıldır. Ülkemizin şeker tüketimi 2 milyon ton/yıldır. Şeker fabrikalarında 30.000 işçi daimi ve mevsimlik olarak çalışmakta. Ekim ve hasat dönemlerinde 200.000 işçi arazide 3 aylık dönem için iş istihdamı imkânı bulmaktadır.

Şekerpancarı tarımından 30 dekar ekili alandan 1 tam istihdam temin edilir (Tam istihdam=300 gün iş sahibi olmak) 1 tam istihdam 300 dekar buğday tarımı yapılan araziden temin edilmektedir. (Yani 1/10)

Bir dekar şekerpancarı ekili alandan elde edilen yan ürün posa, yaprak ve melasın hayvansal besin değeri 500 kg arpaya eşdeğerdir ve 2 dönüm arpaya tekabül etmektedir (Şeker hariç). Şekerpancarının fabrikada işlenmesi sonucu elde edilen melas; maya sanayi’nin hammaddesidir. Üretilen maya ihraç ürünüdür. 1 dekar=4 ton işlenmiş şekerpancarından=160 kg melas=50 kg maya elde edilir.

Bir dekar şekerpancarının taşımacılık sektörüne kattığı yük 5750 kg’dır (Pancar, Pancar posası, şeker, melas, kireçtaşı, alkol).

Bir dekar şekerpancarının fotosentezle havaya verdiği oksijen 6 kişinin bir yıllık ihtiyacı kadardır. Şekerpancarı çiftçisi kendi emeği ile 170.000 hektar kıraç araziyi sulu tarıma kazandırılmıştır. Bunun yatırım değeri 550 milyon dolar olup burada devlet girdisi yoktur. Yeraltı su arama çalışmaları hızlanmış sektörde yağmurlara sulamaya geçilmiştir.

Tüketimde damak lezzeti ayrı bir olaydır. Şekerpancarından elde edilen şeker ile şekerkamışından ve Nişasta bazlı şekerlerden elde edilen mamulün aroması ve verdiği haz aynı değildir.

Sınır komşularımız olan Irak (330.000 ton), İran (1,250.000 ton), Mısır (1,250.000 ton), Suriye (440.000 ton), ülkelerinin yıllık şeker ithalatı 3 milyon tonun üzerindedir. AB ülkelerinin yıllık şeker üretimi 15 milyon ton olup, dahili tüketimleri 12 milyon ton/ yıl dır. AB ülkelerinde dâhili tüketim fazlası olarak 3 milyon ton/yıl şeker üretmektedirler ve bu şekerin üretim maliyetinin altında ihraç etmektedirler. AB ülkelerinde pazarda şeker fiyat 1–1,2 dolar/kg’dır. Türkiye’ deki pazar fiyatıyla hemen - hemen aynıdır.    

Uluslararası anlaşmalar yoluyla ve karşılıklı olarak gümrüklerin indirilmesiyle dünyada ticaret serbestleşmektedir. Fiyat aynı olmakla birlikte, maliyetlerinin çok altında ihraç edilen, sübvansiyonla desteklenen Avrupa Birliği ve ABD çiftçisi karşısında bizim çiftçimiz destekten mahrum bir şekilde rekabet etmeye çalışmaktadır. Uluslararası piyasanın kilitlendiği, rekabetin düğümlendiği nokta burasıdır.

Sanayiden elde ettiği gelirle çiftçisini destekleyen gelişmiş ülkeler karşısında, gelişmekte olan ve gelişmemiş olan ülke çiftçileri üretim maliyetlerinin ve girdilerin yüksek olması, sübvansiyonların yetersiz olması, ihracatta yeterli teşvik ve desteğin olmaması sebebiyle sahipsiz kalmakta üretimin pazara dönüşmemesi bir zaman sonra üretimi kendiliğinden kilitlemektedir. Bu durum, sanayide, turizmde, imalatta da aynıdır. Bu kilit açılmalıdır. Çok uluslu şirketlerin karşısında,  uluslararası anlaşmalar göz ardı edilmeden mal ve hizmet üreten sektörlerimizin direnç noktaları iyi tespit edilmeli, koruma duvarları oluşturulabilmelidir.

Ülkemizde şeker yerine ithal mısırdan (modifiye genetik) elde edilen nişasta ve nişasta bazlı şekerler ikame edilmektedir. Ülkemizde 2 adet İstanbul’da 3 adet Adana’da nişasta bazlı şeker üretim tesisi kurulmuş olup kapasiteleri toplamı 566.000 ton/yıl’dır.

Şeker kurulu ile nişasta bazlı şeker üretimine getirilen kota, başlangıçta (2001) dâhili tüketimin %10’u olarak kabul edilmiştir. Kanun bakanlar kurulunun bu oranı %5’e düşürme %15’e çıkarma yetkisi vermiştir. 2005 yılında getirilen düzenleme ile kota  %15’e çıkarılmıştır. Avrupa ülkelerinin NBŞ üretimine verdikleri kota, şeker pancarında üretilen şekerin %2’si, ABD’ de %2,8 kadardır. NBŞ’lerin üretimi şeker pancarından elde edilen şekerden % 20 – 25 daha ucuza mal olmaktadır.

 806.000 ton/yıl mısır kırma kapasitesi için yabancılara yatırım (CARGİLL Orhangazi/Bursa) imkânı sağlanmıştır. Yılda 430.000 ton nişasta bazlı şekerin üretilmesi ve pazarlanması sonucunda (ki bunu karşılığı 320.000 ton şekerdir) 640.000 dönüm şekerpancarı ekili alan istihdam dışı kalacaktır. Bunun yerine buğday ekilmesi durumunda bile katma değer bakımından kaybımızın 160 milyon dolar/yıl olduğunu nasıl göz ardı edeceğiz.

Konuyla ilgili son bir not; AB ve ABD’nin şeker üretimi ve mısır üretim fazlaları varken neden kendi ülkelerindeki şeker üretim alanlarını kısıtlamıyorlar, NBŞ kotalarını yükseltmiyorlar da, bu talepleri bizim gibi ülkelerden istiyorlar.

 

2.1.11. Toprak ve Su Varlığının Özelleştirilmesi: 1980’li yıllardan itibaren tarımla birlikte, toprak ve su varlığının özelleştirilmesi dünya bankasının yapısal uyum kredileri çerçevesinde hayata geçirilmesi çalışmaları başlatılmıştır.

Tarımsal alanların az sayıda elde toplanması teşvik edilmektedir. Bu durum küçük çiftçilerin topraklarını kaybetmelerine sebep olabilecek, İşleyecek toprağı olmayan çiftçilerin sürekli mevsimlik tarım işçisi durumuna düşmesi sonucunu doğuracaktır.

Dünya bankasının tavsiyeleriyle satılan kamu arazileri devletin gelir elde etmesi (borçların ödenmesi için) kullanılabilmektedir. Somali, Peru, Bolivya, Brezilya, Kuzey Vietnam, Yugoslavya’da bu politikalar uygulanmış ve olumsuz sonuçlara yol açmıştır. (Ülkemizde TİGEM’ e ait 3.819.000 hektar ve GAP bölgesinde 1,7 milyon hektar olmak üzere çok geniş tarımsal üretim ve araştırma çalışmalarına uygun devlet tarım arazileri bulunmaktadır.  Bizde böyle bir şey olmaz dememeliyiz, sorumlu olanlar bu konuları titizlikle takip etmelidir.)

Lozan Antlaşması çerçevesinde köy yasasıyla yabancıların köyde taşınmaz elde edinmeleri yasaklanmıştır. Bu durum; tapu yasası, yabancılara arazi satışını düzenleyen yasalar, hazineye ait arazilerin satışı hakkındaki yasa ve endüstri bölgeleri yasa tasarıları ile aşılmaya çalışılmaktadır.

Ülkemizde 26.08.1998 tarih ve 23445 sayılı resmi gazetede tarım alanlarının tarım dışı kullanılmasına dair yönetmelik yayınlanmıştır. İyi nitelikli tarım arazilerinin genel maksatlarla tarım dışı kullanımındaki istisnaları düzenleyen 8. madde c bendine ilave edilen “yabancı sermaye ile desteklenen, ihracat ağırlıklı ileri teknoloji yatırımları” ifadesi ile birinci ve ikinci sınıf tarım arazilerinin bu amaçla kullanılması gayreti dikkat çekmektedir.

Yabancı sermayeye tahsis edilen toprakların ülke menfaatlerine aykırı durum teşkil edip-etmeyecekleri ve böyle bir durumda bu arazilerin devlete yeniden kazandırılmasının nasıl mümkün olacağı iyi hesap edilmelidir. Bu alanların tahsisinde yeterli ve gerekli sınırlandırmalar yapılıp-yapılmadığı dikkat edilmesi gereken hususlardır.

Yabancı sermayenin yatırım yapmama şantajı ile ulusal yargının doğal kaynakları ve toprağı koruyucu kararlarını devre dışı bırakmak için siyasi süreci kullanarak uluslararası yargıyı (uluslararası tahkim) devreye sokma çabaları sürmektedir. Bu noktada çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşması olan (GATS) hükümleri önem kazanmaktadır.

Su varlığının özelleştirilmesi tarımsal kullanımla sınırlı olmayıp şehirlerdeki içme ve kullanma sularını da kapsamaktadır. Dünya ticaret örgütünün önderliğinde çok taraflı yatırım ve ticaret anlaşması (GATS) ile eğitimden sağlığa, kültüre, ulaşıma, su iletim sistemleri, enerji ve atık su işleme ile tüm çevresel hizmetlerinde serbest piyasaya açılması için yasal düzenlemeler getirilmektedir.

Bu su kaynaklarının ve çevrenin korunması adı altında yapılmaya çalışılmaktadır. Tarımda ve tarım dışı alanlarda kullanılan suyun maliyeti bu sayede artacaktır. Hâlbuki tarım ve tarım dışı alanlarda kullanılan su da dünyada yaşayan bütün canlıların hakkı vardır. Bu kaynakların özellikle yabancı sermayenin eline geçmesinin neticeleri iyi hesaplanmalıdır. 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca 11 İlimizde (Adıyaman, Elazığ, Malatya, Adana, Kahramanmaraş, Sivas, Antalya, Isparta, İçel, Gaziantep, Sakarya) uygulamaya konulan “ Su havzası rehabilitasyon projesi” ile su havzalarının ve çevrelerinin muhafazasının amaçlandığı ifade edilmiştir.

Bu konuda ülkemizde organik tarım ürünlerinin üretiminin yapılabileceği tespit edilen vadilerdeki su varlığına dikkat edilmelidir. Dünyada gelecek yıllarda kuraklık ikliminin hâkim olabileceği ve su varlığının iyi muhafaza edilmesi sürekli dünya basını gündemindedir. Organik tarım yapılmasının ekonomik getirisi olacağı teziyle bu vadi ve havzalarda toprağın kimyasal gübre ve ilaçlarla aşırı derecede kirlenmesi önlenecektir.

Organik üretim çalışmaları ile birlikte bu vadilerde toplanan temiz suyun kullanımı ve dağıtımı ekonomik yönden işletilebilir hale gelecektir. Mesela Erzurum ilindeki Çoruh vadisi Hakkâri ilindeki Yüksekova vadisi ve diğer benzeri vadiler bu konu için çok önemlidir. Yüksek dağlarla çevrili kışın bol kar, baharda bol yağmur alan bu vadilerde yapılacak olan barajlarda toplanacak suyun, doğalgaz ve petrolün boru hatlarıyla taşındığı gibi diğer ülkelere taşınabilmesi mümkün olabilecektir.

Bu vadilerle ilgili ülkemizde yabancı ülke yatırımcılarının hangi tür çalışmalarının olduğunu, bu vadilerle ilgilenip, ilgilenmedikleri ve asıl ilgilenme sebepleri iyice irdelenmeli ve gerekli hukuki tedbir alınmalıdır.

Borç çevriminde sıkıntıya girilmesiyle bu kaynakların uluslararası şirketlerin eline geçebileceğini göz ardı etmeyelim. Kendi dağımızdan akan suyu pahalı olarak kullanmak, küresel esaretin diğer bir boyutu olacaktır.

Ülkemizde 1997 yılında “Sulama yönetimi ve yatırımlarda katılımcı özelleştirilme projesi” DSİ ve Köy Hizmetleri genel müdürlüğünce uygulamaya konulmuştur. Böylece bu iki kurumda tasfiye sürecine girmiş bulunmaktadır. Karayolları, Köy Hizmetleri, DSİ’nin tasfiye edilerek, bu kurumlarca görülen hizmetlerin özel sektörce görülmesine imkân tanınacaktır. 24 Ocak 1980 istikrar programından beri bilinçli bir şekilde kurumların çalışmaları müteahhitlik hizmetlerine doğru kaydırılmış ve nihayet IMF ye verilen 20 Kasım 2001 tarihli niyet mektubunda Köy Hizmetlerinin tasfiye edilerek il özel idarelerine bağlanması gündeme gelmiş (22.02.2005 tarih/5302 sayılı yasa) ve İl genel sekreterliği kurularak gerçekleştirilmiştir.

Bütün bu özelleştirme çalışmaları neticesinde, Ulusal karar mekanizmalarının ve kamu müdahalesinin, sosyal devlet niteliğinin bertaraf edilerek her biri ayrı bir kamu tüzel kişiliğine sahip “idareler ve kurulların” oluşturulması sürecine girilmiştir. Devlet tüzel kişiliğinin ve bütçenin dışında hareket eden bu kurullar ilgili sektörlere ait kuruluşlar gibi gözükmelerine rağmen sermaye hareketlerinin serbestleşmesi, uluslararası ekonomi ile bütünleşme, yeni bölüşüm dinamiklerine geçiş gibi uluslararası genel politikalara hizmet etmektedirler.

Bu kurul ve kuruluşlarda görevli olanlara verilen yüksek ücretlerde sorgulanmalıdır. Alınan kararlar ve ücretler birbiriyle ilişkili olabilir mi, Bu kararları gerçekten bu kurullar mı alıyor soruları akla gelmektedir. IMF ve Dünya Bankasının kurulmasını uygun gördüğü bu kuruluşlar, kamu müdahalesinin en aza indirilmesi ile uluslararası müdahale ve uluslararası ekonomik sermayenin tahakkümü lehine karar alabilmektedirler. Daha özerk ve serbest hareket edebilen bu kurullar idari ve mali disiplin programı içerisinde de yer almamaktadırlar.

 

 


İlişkili Makaleler:

Powered By relatedArticle

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Yorumlar

Üye Giriş Formu
Ziyaretçi Sayacı
15171
BugünBugün26
DünDün30
Bu HaftaBu Hafta157
Bu AyBu Ay393
ToplamToplam15171
IP :38.107.191.115
US
UNITED STATES
US